25 Ekim 2013 Cuma

BU ÇOCUK BENİ KANSER EDECEK

                                                  Bu çocuk beni kanser edecek !

     Bunu ilk duyduğum kişi annemdi ve benim için  söylemişti.Lise 1 deydim,spor yapacağım diye ders çalışmamaya başlamıştım.Bu yüzden yalan da söylüyordum.Her işimi son ana bırakıyor, ödevlerimi yapmıyordum.Sürekli televizyon seyredip müzik dinlemek istiyordum.Okuldan gelir gelmez süslenip üst mahallenin kızlarının yanına gidiyordum.Sıra sıra hepsine aşık olmuştum.Hiç biriyle de çıkamamıştım ki, bu başka bir konu.İnsan kendine güvenini kaybetti mi sadece hayal kurmaya başlar ve bende öyle yapıyordum.Karete mi yapmalıydım.Basketçi olup smaç şampiyonumu olmalıydım.Ve ya uzaylılar gelip beni bir anda yakışıklı mı yapmalıydı falan.E bu kafadaki adamın ders çalışması da mümkün değildi.Dışarıda herkese karşı çok anlayışlı ve saygılı iken evde annemi çıldırtıyordum.Gizli gizli maç yapıp terliyor sonrada terimin kurumasını bekleyip eve geliyordum.Çünkü annem bağdemciklerim şişer diye terlememi istemiyordu.Sonunda ne oldu biliyor musunuz ?Zatüre oldum.3 ay okula gidemedim.Her gün iğne oldum.Sonra iyileşir iyileşmez sigaraya başladım.Kızların gözünde karizmatik olmak için .Gizli gizli içerken bir gün babam beni berberin aynasından bir güzel izlemiş ve yakalamıştı.Bir kaç yıl küstü bana.Evde dağınık ,geç yatan, okulu sevmeyen, sağlığını korumayan ,ders çalışmayan umutsuz bir vaka haline gelmiştim.Annem de işte bunların üstüne beni kanser edeceksin demeye başladı.

    Aradan yıllar geçti ve 1992 yılında anneme kanser teşhisi konuldu.Ben o zamanlar üniversitede 3.yılımı okuyordum.Ama daha ikinci sınıfa bile geçememiştim.Annem 1997 nin 15 şubat günü hayata gözlerini kapadığında ise okuldan 6,5 yılda mezun olmuş dershanede öğretmenlik yapmaya başlamıştım.Yani bir şekilde ite kaka da olsa brişeyler olmuştum.Annem 1996 yılında onu ecele taşıyacak son ameliyatını olduğunda gayet neşeli idi ve ben hastanede yanında refakatçi idim.Koridorda gezinti yaparken birden ciddileşti ve bana
''Biliyor musun ,beni bu hayatta 3 kişi kanser etti ''dedi.
Ben ''kim bunlar'' dedim.

Hala herkesten sır gibi sakladığım birinin adını verdi ,ve dedi ki;
1.si .........ydı ve bana şunları yaptı.
Ben vay şerefsiz vuracağım onu dedim.
2.si .......ydı ve bana şunları yaptı dedi.
Ben yine vay şerefsiz onuda vuracağım dedim.
3.sü sensin dedi.
Ben vay şerefsiz dedim ve birden dondum kaldım.

    Ben ne yaptım Allah aşkına sana dedim.
   Senin okul hayatın ve dağınıklığın beni hep korkuttu dedi.Bir baltaya sap olamayıp hep kardeşine yük olacağını düşündüm dedi.
      Annemin ölümünden sonra ben evlendiğim güne kadar hep vicdan azabı içinde yaşadım.Kimselere söyleyemedim.Kendimi dağıttım.Tüm kazandığım parayı gezmeye yemeye içmeye harcadım.Hayat zaten kısa tadını çıkarayım bari dedim.Babamın evinden ayrıldım kardeşim evlendi yakın arkadaşlarım evlendi bir anda serseri mayına dönüverdim.

      2006 yılının haziran ayında evlendim.Evlilik hazırlıkları sırasında evimizi döşerken önemsiz bir konuda bir kadına danışılması gereken bir soru geldi aklıma.Galiba perdelerle ilgili bir şeydi.O an etrafımdaki kadınları ya yetersiz yada zevksiz gördüğüm için kimseye soramadım.Anneminde zevkleri süperdi ve resmi de iyiydi.Ben yine büyük bir vicdan azabıyla kafamı gökyüzüne çevirip ah keşke burada olsaydın dedim.Sonra birden bire aklıma şimşek gibi bir düşünce saplandı.Annem niye burada değildi?

Ben onu kanser ettiğim için:(
Niye kanser etmiştim?
Adam olamayacağımı düşündüğü için.
Peki sonunda bir mesleğim oldu ve parada kazanmaya başladım mı?
Evet.
İnsanlar bana saygı duyuyor mu?
Evet.(Bir kaç ön yargılı kişi hariç)
Öğrencilerim beni seviyor mu?
Evet.
İşimi iyi yapıyor muyum?
Evet.
Geleceğim parlak mı?
Evet.
Bunları annemin nasihatleri yüzünden mi gerçekleştirdim?
Hayır.
E annem niye öldü?
Yanlış tahminde bulunduğu için :(
Düğünümü görebilecek mi?
Hayır.
Kardeşimin düğününü gördü mü?
Hayır.
Torunlarını görebilecek mi?
Hayır.
Biz evlenirken bize yardım edebildimi ?
Hayır.
E ne halt etmeye öldü o zaman?
Bana kızıp öldüyse kardeşimin ne günahı vardı..........?????????????

      Bütün bunlar aklımdan geçince birdenbire pişmanlığım bitiverdi.Çünkü bir annenin görevi elbette çocuğunun iyi eğitim almasını sağlamaktır ama asli görevi bu değildir.Annelerin 3 temel görevi vardır.

1- Doğurduğu çocuğunu sağlıklı yetiştirmek,temizlemek,yedirmek,kaşık tutmayı öğretmek ,doğru söylemeyi öğretmek falan..
.
2-Evlendiği gün yanında olmak ve evlilik hazırlıklarına yardımcı olmak.

3-Torunu olduğunda bazı günler birkaç saat alıp sevmek, çocuğuyla eşinin biraz kafa dinlemesini sağlamak.

Hepsi bu.

     Ben çöpçüde olsaydım annelik görevleri bunlar olacaktı.Kendisi öğretmen veya profesörde olsaydı veya temizlikçi de olsaydı annelik görevleri bunlardı.Demek ki aslen çocuk hata yapabilir ama tecrübeli bir anne hata yapamaz.Yapamazsınız...Kendinizi hasta edip bu diyardan gidince çocuklarınıza bir faydanız var mı?Yok.
E ne için hasta oluyorsunuz o zaman?Çocuğunuzun size gerçekten ihtiyaç duyduğunda yanında olmanız sizlerin asil görevidir.Çocuklarınızı bilim adamı mühendis yapmak değil.Ayrıca şöyle bir düşünceyi kabul etmek saçmalıktır.Çocuğum beni çok üzüyor,geleceğini düşünmekten hasta oldum.Sonra çocuğumun en önemli günlerinde yanında olamadım.Yani çocuğunuzun iyiliğini düşünürken terki diyar edip aslında çocuğunuzu yapayalnız bırakıp hiç düşünmemiş durumuna düşeceksiniz.Yapmayın.Bırakın çocuğunuz istediğini yapsın.
Kimsenin kaderini değiştiremezsiniz.Her şey olacağına varır.Çocuklarınız dünyanın en pis işini de yapacak olsa ,evlilikleri en mutlu günlerinden biridir ve sizin anne olarak vazifeniz çocuğunuzun yanında olmaktır.

       Ben çocuklarınızı salın ortalığa ne olurlarsa olsun demiyorum.Elinizden geleni çocuğunuz için hayatınız boyunca yapmaya çalışın ama karşılaştığınız sorunlar karşısında üzülüp üzülüp hasta falan olmayın.Her zaman yeni yollar arayın.Alternatif meslekler araştırın.Her zaman çocuğunuzu destekleyin.Çocuğunuzun ne meslek yapacağı değil, mutlu olup olmayacağı ve huzurlu bir hayat yaşayıp yaşayamayacağı önemlidir.Her kes bir gün kendine göre bir yol çizer.Belki çok para kazanacağı bir mesleği olmayabilir ama çok mutlu ve sade bir hayatı olabilir.Belki de özel sektör de inanılmaz bir kariyer de yapabilir ve ya para da kazanabilir. Belki bir balıkçı kasabasında mütevazi bir hayat yaşar ama sağlıklı ve mutlu olur.Bu iyi değil mi?Belki gerçekten çok yeteneklidir ve olimpiyatlarda ülkemizi temsil eder,resimleri yurt dışında bile satılır duruma gelir.Bilemezsiniz.

     İstatistiksel olarak 75 milyonluk bir ülkeden dünya çapında sanatçılar sporcular çıkmıyorsa zaten bunda bir tuhaflık vardır.Biz ülke olarak bu değerleri ortaya çıkaramıyor veya çıkanları yeteri kadar desteklemiyoruz demektir.Çocuklarınızın yeteneklerini araştırın ve bu konuda önünü açmak için savaş verin.İllaki doktor olsunlar diye değil.
Yani ,allah aşkına hasta olacağım demeyin. 
Hasta falanda olmayın.
Anne olduğunuzu unutmayın.

Tüm annelere sevgilerimle.

DERS NASIL ÇALIŞILIR

                                                            Ders nasıl çalışılır ?

    Bizim eğitim sistemimizde malesef öğrencilerimizin kendi kendilerine nasıl ders
Çalışacağı öğretilmez.Kısıtlı ders saatlerinde çok az örnek verilerek hemen öğrenci ödeve boğulur.Öğrenciye verilen ödevin niteliği ise bir sonraki derse kadar bir kaynaktan 4-5 test çözmesi şeklindedir.Soruları çözmeye çalışan öğrenci için tek kaynak okuldaki işlenen dersteki çözümlü bir kaç soru ve okul kitaplarındaki çözümlü bir kaç alıştırma sorusudur.Ödev olarak verilen testteki soruları çözemeyen bir öğrenci okulda anlatılan konuyu anlamadığını düşünür ve hemen ödev yapmayı bırakır.Kolay yol budur işte.Ya dershane veya özel ders öğretmenine başvuracaktır yada bu sorular zor diyerek bir daha bu yapamadığı sorulara hiç bakmayacaktır.Ödev aslında öğrencinin kendi kendine soru çözmesi değil farklı kaynaklardan soru analizi yapması ve olabildiğince farklı soruyu irdeleyebilmesi şeklinde olmalıdır.Çünkü öğrenci ödevi sırasında yapamadığı sorular yüzünden konuyu anlamamış değildir.Konuyu aslında anlamıştır(tabi ilgiyle dinlediyse) ancak ödev deki soru tiplerini bilmiyordur.

     Öğrencinin soru tiplerini ve çözümlerini görmeden test çözmesi kadar büyük bir yanlış yoktur.Bu hem öğrencinin moralini bozar hemde çok ciddi bir zaman kaybına sebebiyet verir.Peki nasıl çalışmalı:
Sayısal dersler ve sözel dersler için ayrı ayrı tavsiyelerde bulunacağım.

                                                             Sayısal dersler için;

    Tüm sayısal dersler için yapılması gereken her ders için bir kaç çözümlü kitap edinmektir.Okulda yeni bir konu işlenir işlenmez aynı günün akşamı bilgiler taze iken bu kaynaklardaki çözümlü örneklerin incelenmesi gerekir.Ama bu inceleme gözle değil kalemle yapılmalıdır:) önce kolaydan zora doğru kaynaklar sıralanmalıdır ve en kolay kaynaktan başlayarak çözümlü sorular çözümüne bakmadan yapılmaya çalışılmalıdır.Eğer soruyu yapamadıysak o zaman çözümüne bir göz gezdirip yine hiç bakmadan yapmaya çalışmak gerekir.Ve bu böylece 3 kitaptaki çözümlü sorular bitene kadar uygulanmalıdır.Burada en önemli konu gözünüze güvenmemektir.Çünkü göz insanı yanıltır.Yapamadığınız sorunun çözümüne baktığınızda size kolay gibi görünür ve "haaa demek böyleymiş,anladım "deyip soruyu geçersiniz.Oysa işin sırrı elinizdedir,yani el pratiğinizin gelişimindedir.Elle çözülmeyen sorunun çözümü unutulur.Bu sebeple mutlaka soru sonuna kadar çözmelidir.Bu soru tanıma analizi bittikten sonra artık öğretmeninizin verdiği ödevi yapmaya başlayabilirsiniz.Ancak bunun içinde ödev nasıl yapılır ve ödevler günlere neden bölünmelidir bölümündeki tavsiyelerimi incelemeniz gerekmektedir.

                                                             Sözel dersler için;

    Sözel derslerde önemli olan konuyu bütün halinde değerlendirebilmek ve yorum yapabilmektir.Bir konuda yorum yapılabilmesi için ise o konunun ana fikrinin yeterince özümsenmiş olması gerekir.Bu nedenle sözel dersler çalışılırken okulda işlenen konunun tamamı bittiğinde elinizdeki kaynaktan ( eğer size yetersiz geliyorsa konuyu daha detaylı ve fotoğraflarla işlemiş bir başka kaynak temin ederek) tüm konunun seslice baştan sona okunması gerekir.Bu okuma işini okulda konu biter bitmez en az iki kez ve yazılı gününe kadarda en az 3 kez yapmak gerekir.Konunun tamamının okunması konunun bütünlüğünü bozmadan aklınızda yer etmesini sağlayacaktır.Sadece yazılıdan önce konuları okumak ve yazmak bilgilerin aklınızda kalmasını kolaylaştırmaz ,ancak %50 sinin ve en kolay yerlerinin aklınızda kalmasını sağlar.Buda sınavdan beklenen yüksek not için yeterli değildir.

    Her iki tip bölüm içinde yazılıya hazırlıkta mümkünse içinde yazılı soruları şeklinde çalışma bölümü olan kaynaklardan çalışmak gerekir.Ancak test tekniği ile yapılacak yazılılar ve Anadolu lisesi veya üniversite giriş sınavları için çalışılıyorsa belli aralıkla farklı kaynaklardan tarama testleri çözülmelidir.Özellikle sözel derslerin soruları sadece yoruma dayalı veya bilgi yoklaması şeklinde olmayıp çeldirici soru kalıplarından oluşmaktadır.Sınavlarda yapılan yanlış soruların sebebi bu çeldirici sorulardır.Yani sadece bilgi yeterli değildir. Konunun detayları da incelenmiş olmalıdır.Sayısal derslerde ise belli aralıklarla çözülecek tarama testleri öğrencinin soru tiplerini ve çözümlerini unutup unutmadığını kontrol edecektir.

    Öğrencilerin unutmaması gereken en önemli bilgi şudur;eğer öğrenci bir soruyu sınavdan önce görmüş ve üzerinde zaman harcamışsa o soruyu sınavda tanır ve yapar.Ama sınavdan önce karşılaşmadığı bir soru tipiyle sınavda karşılaşırsa iş birazcık şansa ve sınavdaki moral durumuna kalmıştır.

    Soru tanımanın önemiyle ilgili bir anımı anlatarak bu bölümü bitireceğim.

    Öğretmenliğe ilk adım attığım yıl tecrübeli öğretmenlerim bana bir tavsiyede bulundu.Tavsiye şuydu;bu yıl seni derse veya etüde öğretmen olarak sokamayız.Tecrübe olmadan derse girmen mümkün değil.Ayrıca sana sorulan her soruya hızlıca çözüm üretmen gerekir.Öğretmen öğrencinin her sorusunu 30 saniyede çözmelidir.O yüzden bu yıl tüm konulardan bolca soru çözmeli ve pratiğini arttırmalısın.Bu arada seni dershane içinde öğretmen önlüğü ile gören tüm öğrencilerde bizim işlediğimiz konulardan sana soru sorarlar.En azından bizim son işlediğimiz konuların dershane kitabındaki ve testlerdeki sorularını önceden çöz,yapamadıklarını bize sor ve öğren.Öğren ki çocuk soru sorduğunda rezil olma.Bende bu tavsiyeye uymaya çalıştım.Ancak bir gün tüm öğretmenler meşgulken bir öğrenci bana doğru yürümeye başladı.Ben öğretmenler odasındaydım.Öğrencinin elindeki kitap bizim dershane yayını değildi.Parmağını kitabın arasına sokmuş ,belli ki bir soru sormaya geliyor.Bana "hocam bir sorum var "dedi.Bende önlük var ya kendimi profesör gibi hissediyorum zaten, tok bir sesle "SOR EVLADIM" dedim.Çocuk kitabı açtı ,soruyu gösterdi.Soruyu bir sağa çevirdim bir sola ama bir türlü çözemedim.Deli bir geometri sorusu.Çözüm yollarını düşünürken kafam çatladı ama nafile olmuyor.Tabi acayip sıkıntı bastı beni.Neyse sonunda "evladım sorunun çözümünü göremedim,akşam bir inceleyeyim sana yarın çözümünü getiririm "dedim.Çocuk şöyle bir mutsuzca bana aşağılayarak ta bakarak" tamam " dedi ve gitti.Akşam elimdeki bütün kaynakları masaya serdim,başladım benzer bir soru ve çözümü aramaya.Bir saat sonra çözümü bulabildim.Özel bir soru tipiymiş.Soruda ek çizim var,trigonometri var,açıortay bilgisi,dik üçgen bilgisi var var yani.Cevap 20 :(

    Ertesi gün çocuğu çağırdım ,güzelce anlattım ve "cevap 20 "dedim.Çocuk eyvallah dedi ve gitti.Kimbilir aklından ne geçirdi o gün.Herhalde "adama hoca dedik bir soruyu 24 saat de çözüp geldi , yuh be " demiştir.Zaten bir daha senenin sonuna kadar da soru falan sormadı.

   Yine bir gün öğretmenler odasında otururken bir baktım uzaktan bir öğrenci beni kese kese bana doğru geliyor.Soru soracak belli.A aa ,bir baktım elinde geçen gün soru soran öğrencinin elinde siyah kitap.Birden gerildim.Çünkü bu çocuk ilk soru sorandan da çalışkan.İçimden "yahu normal öğrencinin sorusunu çözemedin şimdi dershane 3. sü geliyor.Bu çocuğun sorduğunu hiç çözemezsin.Ayvayı yedin,kaçacak bir yol bul" dedim.Aklımdan geçenler şöyleydi;çocuk yanıma gelir gelmez"oğlum bana bir kolonya getir ,fenalaştım" mı desem,yada "az önce bir arkadaşım kaza yaptı hemen çıkmam lazım " mı desem...Ben bunları düşünürken çocuk dibimde bitiverdi.Panikten hareket bile edememiştim.Ve beklediğim kelimeler çocuğun ağzından dökülüverdi."Hocam bir sorum var"allahhhh, benden bir ter boşandı vallahi bayılacaktım.İlk çocuktaki gibi tepki veremedim tabi.Kendine güvensiz en ince tonda ve zorla"sor tabi ki "dedim.Çocuk kitabı bir açtı ki ne göreyim.Daha önceki çocuğun sorduğu soru. Ohhhhhh ... Birden rahatladım,arkama yaslandım ve güya gözlerimle çözüyormuş gibi azıcık gözlerimi kıstım,elim çenemde ,sıvazlanıyorum.Tok bir sesle " BİR BAKALIM" dedim. Yaklaşık 10 saniye sonra "hımmm,gördüm "dedim.Kalemi elime aldım ,önce ek çizim i yaptım,sonra açıortay kuralı,sonra trigonometri,sonrada dik üçgen kuralı veee cevap 20 deyip kalemi de şöyle bir güzel kitaba doğru" bitti, işte bu kadar "der gibi attım.Çocuk hayran hayran bana bakarak şöyle dedi" vay be.Çok hızlısınız." Ellerini havaya kaldırdı ve bana bakarak "ben zaten işte bu yüzden bu dershane deyim.İşte tecrübe,işte zeka,işte bilgi" dedi.Tabi çocuk bana bunları söylerken bende içimden "ne tecrübesi,ne zekası,ne bilgisi " diye düşünüyordum.
 Sonuç şu ; bir soruyu tanırsanız çözersiniz,tanımazsanız biraz zor...

15 Mayıs 2013 Çarşamba


 DERSHANELER ÖZEL MESLEK LİSESİ VE MESLEK YÜKSEK OKULU OLSUN


    Bilindiği üzere  başbakan ve bir önceki milli eğitim bakanı  Ömer Dinçer dershanelerin kapatılacağını ancak isteyen dershanelerin okul olabileceğini söylemişti.Türkiye'de 4000' e yakın dershaneden bu konuda görüş alınmıştı.Sadece 200 tanesinin gerekli şartları yerine getirebildiği belirlenmişti.Bununla birlikte bu 200 dershaneden hiçbiri ticari gerekçelerle okul olmak da istememektedir.


     Eğer milli eğitim bakanlığı okul olma şartlarına başka bir düzenleme getirerek dershanelerin gündüz programında özel meslek liselerine akşam ve hafta sonu programlarında ise 2 yıllık meslek yüksek okullarına dönüşmesine izin verirse hem ticari kaygıyla okul olmak istemeyen dershaneleri  hem de  tüm konuyla ilgili kurum ve kişileri memnun edecek çok büyük bir çözüm üretmiş olacaktır.


     Zaten 4+4+4 sistemi yüzünden okulların mevcut yapısı bu sistemi tam olarak taşıyamamaktadır.Bir çok ilköğretim okulu  ders programı yapmakta sıkıntı çekmektedir.Çocuklar sıkıştırılmış bu ders programları yüzünden ya çok erken kalkmak ya da çok geç saatlerde okuldan çıkmak zorunda kalmaktadır.Milli eğitim bakanlığı da özellikle büyük illerde yeterli okul ve sınıf mevcudiyetini sağlayabilecek bir çözüm bulamamaktadır.Meslek lisesi öğrencileri kendilerini dışlanmış ve itilmiş olarak görmektedir.Özel sektör meslek liselerine gerekli yatırım ve desteği göstermemektedir.


     Hal böyleyken dershaneler meslek lisesi olursa;meslek liseliler için eğitim butikleşecektir.Özel sektör tam istediği özelliklere sahip ara elamanı temin edebilmek için bu özel meslek liselerine ve meslek yüksek okullarına gerekli  ilgi ve yardımı gösterecektir.Bakanlık kendisine ait meslek lisesi binaları açığa çıkacağı için ilk öğretimde ihtiyaç duyduğu okullara kavuşacaktır.Meslek lisesi öğrencileri daha kaliteli binalarda daha özel bir ilgiyle öğrenim görme şansını yakalayacaktır.İlk öğretim öğrenci ve velileri ders programı içerikli sıkıntılarından kurtulmuş olacaktır.Dershane işletmecileri belirsizlikten kurtulup rahat bir nefes alacaktır.Dershane sektörüne hizmet eden firmalar zarara uğramayacak ve çalışanlar  işsiz kalmayacaktır.Özel sektör beklediği kalitede ara elemana kavuşabilecektir.Dershanelerde çalışan  ve ya atama bekleyen öğretmenler bu yeni açılacak devlet okullarında çalışabilecektir.Okullardaki eğitim kalitesi artacaktır.


SAYGILARIMLA


ÖZTUNA NORMAN


Eğitim Koçu